Ağaçtaki uçmak isteyen köpek

Her şey sadece bilmekle alakalıydı. Anlamakla. Bir şeyler olduğunu hissedip üzerine gitmekle. Çünkü tekamül bunu gerektiriyordu. Kendini gerçekleştirmeyi. Neden sadece akıldan yada neden sadece duygudan oluşmuyorduk. Bir harman yeriydik. Yaratılışımız kusursuz fakat işleyişimiz süper hatalı devam ediyorduk yaşamaya. 

Bildiğimizi sandığımız bir çok şey hakkında fikrimiz bile yoktu aslında. Kendimizi tanımıyorduk. Çevremizi tanıdığımızı sanıyorduk. Ve karşımızdaki insanlar hakkında onların kendilerini bildiğinden daha çok fikir sahibiydik. Sorunlu egolu insanlık.

Hiç bir şey bilmediğini anlayana kadar çok şey bildiğini sanıyor insan. Sanıyorki her şey onun küçücük dünyası kadar. Her şeyi orayla kıyaslıyor ve işte tüm sırları çözüyor aslında. Belirli kalıplara oturduğu zaman tüm karşısına çıkan kişi ve olaylar, artık her şey bir etiketleme usulüne göre yapılıyor. Çünkü öyle olmalı. Herkesin ve her olayın bir etiketi bulunmalı. Bu kadar kolay her şey. Herkes bir kalıba girer. Herkesin bir rengi ve şekli vardır.

Mutluluğun geldiği nokta aslında burası. Çünkü ne kadar kalıp, ne kadar basit o kadar saadet. Ekstra bir düşünme yapmaya gerek yok. 

Kalıplara oturmuş, efor sarfetmeyen bir beynin de gelişime ihtiyacı yok esasen. Tüm istenileni karşılıyor sonuçta. En azından şimdilik. Sonra sonra buna da ihtiyaç olmayacak. Bir basmakalıp düzenin içerisinde kalıplama ve etiketleme usulüne göre sürülen bir yaşamda otomatikleşen hareketlere dönüşecek her şey. 

Çok yazık ki hiçbir orijinal fikre denk gelmeyecek, hiç bir mucizeye tanıklık edemeyecek. 

Çünkü orijinallikte kalıp yoktur. Orijinallik güzeldir. Bana göre her insan da orijinaldir. Eşsizdir. Evet benzerlikler olur. Toplumsal normlara uyum sağlamak gerekliliği altında bulunmak gerekir çünkü. Yada yaşamı idame ettirme yönünde. 

Şöyle bir hayat düşün. Herkes sadece bünyesindeki yetenekleri üzerine yaşıyor, kendini ortaya koyuyor ve çalışıyor. Örneğin sesim çok güzel ve şarkı söylüyorum. Sevdiğim ve yapabildiğim şey bu ve bunu gerçekleştirmek üzerine hareket ediyorum. Müthiş bir analitik zekam var ve ufacık parçaları birleştiriyorum beynimde sürekli ve tasarlıyorum. Harika bir mühendisim. Ben bu yetenekle doğmuşum. Çok atletiğim. Spor yapmak benim için nefes almak gibi.

Tüm bu insanlardan oluşan bir topluluk bir dünya… 

Peki her şeyi ufak kaplara koyan bir anne baba düşünün şimdi. Vizyonu dar. Peki bu ellerde bir dahi olsanız. Babanız çok iyi araba tamir ediyor ve siz yapamıyorsunuz diye beceriksiz etiketini de siz alsanız. Aslında senin görülenin ötesini gören gözlerin seni araştırmacı bir doktor yapacak kadar iyi olsa. Kendini uçmaya çalışan bir köpek gibi hissetmez miydin.

Anne babalara çok şey söylendi bence bu güne kadar. Ben de bir anneyim. Etiketleme yapıyor muyum bunu ben söyleyemem. Objektif olmaz. Henüz ne istediğini bile düşünmemiş gençlere seslenmek istiyorum aslında. Uçmayı mı seviyorsunuz, koşmayı mı. Neye yeteceğiniz var. Neye yeteceğiniz olduğunu bulamadınız mı, o zaman sadece bulamamışsınızdır. Çünkü mutlaka vardır. Belki sadece çok iyi dinliyorsunuzdur. Kendinizi dinlemekle başlayın. Kim olduğunuzu bulun. Bir gün kendinizi ağacın tepesindeki uçmaya çalışan bir köpek yada balık olarak bulmak istemiyorsanız, düşünün. Kim olduğunuzu. Ne olmak istediğinizi. Size verilen hediyenin ne olduğunu. Sorarsanız cevap gelir. Sorun. Sormak iyidir. Sizi kalıplardan kurtarır. Sizi olmak istediğiniz insan yapar. Çevrenizi yaşamak istediğiniz alan, dünyanızı yaşamak istediğiniz yer yapar. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s